14 Mart 2018 Çarşamba


EFSANE halterci Naim Süleymanoğlu hayatını kaybetti, sessizce, kırgın bu dünyadan çekip gitti. Onu yazmak arkadaşım, kardeşim Tayfun Bayındır’a düşerdi. Yazdı da. Kitabı bugüne kadar değerlendiren dostlarımızın vurguları ağırlıklı Naim’e yönelik oldu. Böyle gördüm. Başka bir tarafından da bakmak lazım. En azından benim açımdan. Ankara’da gazetecilik yapmak İstanbul’a benzemez. Kabul, orası merkez-i hükümettir, siyaset, karar mekanizmaları Başkent’te olduğu için bu alanlara bakan meslektaşlarımız avantajlıdır. 
 
AMA sporda işler öyle yürümez. Futbol gündemi kaplıyor. Ankara’da ne yapacaksınız? Her tarafa değişik noktalardan saldıracak, iş çıkartacaksınız. Öyle yaparak bugünlere geldik. Tayfun ilgilendiği diğer alanlar dışında haltere Naim’le farklı bir biçimde daldı. Hepimiz ‘Cep Herkülü’nü havaalanında karşıladık. Ama Tayfun takibe devam etti. Ben en yakın tanıklarından biriyim sürecin. Satırlarına yansıyan olayların çoğunu birlikte yaşadık. Eklenecek daha pek çok şeyin olduğunu da hatırlatmak isterim. 
 
ALTINI çizmek istediğim durum şu, kitabı okuduğunuzda Naim kardeşimin hayatından bir kesit kadar gazetecinin işine olan aşkını, şevkini, başarma isteğini, eşinden, kızından çaldığı zamanı, sıkıntısını, stresini görüyorsunuz. Ve hatta bazen işi başarma aşkına kural tanımazlığını. Odadan alınan pasaport, askıdan kaçırılan not çizelgesi gibi... Gazete okuru bunları bilmez. ‘A’ der, karşısına çıkana kadar yaşanan süreç umurunda değildir. Bilmesine de gerek yok şüphesiz ama durum da aynen böyledir. Bir solukta okuduğumuz kitap 15 yılın özetidir.
 
TAYFUN Bayındır’ın hakkını teslim edelim!