20 Şubat 2005 Pazar


Malatyaspor maçından sonra Trabzon Teknik Direktörü Şenol Güneş "Bizi fazla övmeyin" derken bir bildiği varmış. Bu devre ilk kez dışarı çıkan bordo-mavililer, deplasman faktörünü unutmadan, aynı olmasa da bu havayla geçen haftaya yakın bir futbol bekleyenleri doğrusu hayâl kırıklığına uğrattı. Üç puana kimsenin itirazı yok ama kendi sahasında rakiplerini hapseden, kımıldatmayan bir takım oldu diye ilan ettiğimiz ekip dün Ankara'da aynı sıkıntıyı galip gelmesine rağmen yeniden yaşadı.

Dünkü karşılaşma, kamuoyunda Ziya Doğan'ın "intikam" maçı gibi algılansa da, biri düşme hattından kurtulmak isteyen, diğeri şampiyonluk yarışına devam etme peşindeki iki takımın mücadelesiydi. Son idmanında çok rahat, sakin ve özgüvenini kazanmış görüntüdeki Trabzon maça aynı havayı yansıtamadı. Doğan, ilk yanda takımına oynattığı futbolla "Ben onları tanıyorum" mesajını verdi. Tıpkı Trabzon gibi pres yapan, orta alandaki oyuncularıyla Gökdeniz, Fatih ve Yattara üçlüsünün arasındaki bağlantıyı kesen G.Birliği inanılmaz fırsattan harcadı. Lee, Szymkowiak ve Gökdeniz'in ve de defansta D'Haene'nin "herşeye rağmen" iyi günlerinde olmamaları da, aksiliklerin tuzu biberi oldu.

Golden sonra durdu
İkinci yarı da farklı başlamadı. Celalettin ilk yarının sonunda Szymkowiak'a yaptıramadığını 50. dakikada Ömer'in de hatasıyla Fatih'e yaptırmasa Trabzonspor için işler hiç de iyi olmayacaktı. Ve ayrıca golden sonra bordo-mavililerin kendi alanlarına adeta hapsolarak savunmada kalmaları, kontratağa bile çıkmakta zorlanmaları şaşırttı. Bu görüntü "Bu takımın daha çok işi var" yorumlarını beraberinde getirdi.

Karşılaşmanın genç hakemi Oktay Demiray da 90 dakikanın altından kalkmakta zorlanan adamıydı. Kararlar verirken ya da vermezken hakemlik adına kendisine güvenenleri doğrusu hayâl kırıklığına uğrattı.