03 Ekim 2005 Pazartesi


Trabzonspor'u onca saçma sapanlığın içinden çıkartacak tek ümit, Halilhodziç'in tribünde olmasıydı. Ona "görünme" isteği bir etki yaratabilirdi. Başlangıç dakikalarına bakılırsa, durum öyleydi de... Özellikle soldan Celaleddin ve Volkan'in birbirlerinin hücumda ve savunmada kademelerine girerek gösterdiği performans maça istekli başlayan G.Saray'ı şaşırttı.

Bu ikili, solda hareketlenirken, sağda unutulan İbrahim Yattara, sık sık olmasa da varlığını hissettiren ve dolayısıyla sarı-kırmızılıları tedirgin eden bir görüntüdeydi. Fatih Tekke'nin arkadaşlarını sürekli uyararak dirençli tutması, orta alanda Hüseyin ve Adem'in de bu hırsa katkıda bulunacak çalışkanlıktaki görüntüleri, sorunlu iki takımdan G.Saray'm daha kötüye, Trabzon'u da düzlüğe çıkartacak müjde gibiydi. Ama unutulan bir tek şey vardı, o da genç file bekçisi Tolga Zengin...

Çıkrıkçı 'sıfıra' düştü
Teknik direktörlük vasfı daha 'tartışmaya açılmadan sıfıra inen' Orhan Çıkrıkçı, Tolga'nın ilk golü yedikten sonraki halini göremediği için pek çok eleştiriyi hak ediyor. Hani ilk yarı göremedin, peki hangi akla hizmetle 2. devreye de onunla başlıyorsun? Çocukcağız zaten bitmiş, tükenmiş. Takım da bu nedenle ondan daha beter bir hale gelmiş. Ama Tolga hâlâ kalede. Yenilen abuk subuk goller sonrası Trabzonspor için futbolun hiçbir tanımıyla örtüşmeyecek kayboluş, tükeniş ve bitişin en etkin görüntüsüydü.

Ev sahibi takımı ise rahatlayan, karşısındaki takımın kendisine rakip olamayacağını anlayan G.Saray için goller çantada keklikti.

Yerlerde sürünme noktasına gelen Trabzonspor'u birkaç sezon önce ayağa kaldıran Samet Aybaba'ydı. Ziya Doğan gelince teşekkür etti. O, bordo-mavilileri Şampiyonlar Ligi'ne çıkarttı. Şenol Güneş ise Ziya Doğan'ın mirasına kondu. Dün gelinen nokta Güneş'in, yani en yerli, en Trabzonlu ve en Dünya üçüncüsü takımın hocanın eseriydi işte.

Haa bu arada... Yeni teknik direktör Vahid Halilhodziç, bugün Fransa'ya gidip Perşembe dönecekmiş. İnşallah döner...