23 Ocak 2006 Pazartesi


Zeminin buz nedeniyle kaygan olması iki takım için de durumu çok zorlaştırıyordu. İsabetli pas atılsa bile futbolcular ayakta kalabilirlerse topu yakalayabiliyorlardı. Bu yüzden Trabzon da Kayseri de defanslarını mümkün olduğu kadar ilerde kurarak topun kaleye gelmesini mümkün olduğu kadar azaltmayı düşündü. Bu durumdan, dan-dun bir futbolun ortaya çıkması kaçınılmazdı. Öyle oldu. Bordo-mavililer maçın başlarında yine fedakârlıkla forma giyen Fatih ve Szymkowiak'ın ipine sarılarak ayakta kalmaya çalıştılar. Hüseyin'in katkısı da iyidi. 20 dakika içinde iki yıldızının ayağından gelen goller Trabzon için 'İlk yarı sonundakii performansına devam ediyorlar, devre arası da iyi çalışmışlar' dedirtti.

Sonra olanlar inanılır ve anlaşılır gibi değildi. Bir takım 2 farklı öndeyken nasıl 4 gol birden yiyerek geriye düşer? Trabzon gibi bir takım 4 golü 25 dakikada nasıl yer? Şimdi bu soruları cevaplayalım...

Bu nasıl kaleci!
İki farklı galip durumdaki Trabzon oyunda dengeyi kurmak yerine, buzlu zeminde ileriye çıkmaya devam etmek istedi. Kayseri de kolayca kaptığı toplarla Celalettin'in de "yokluğundan" yararlanarak hızlı adamlarına uzun ve isabetli toplar atmayı başarınca o "koskoca Trabzon" neredeyse 20 dakikada 4 gol birden yedi ve abondone oldu. Erdinç iki "hediye" verdi ama adı kaleci olan şahsın, Ahmet Şahin'in rakibine kaptırdığı ve böylece "attırdığı" gol artık futbol ötesi birşeydi.

Bordo-mavililerin ikinci yarıda geliştiridiği ataklar amiyane tabirle artık "ölmüş eşek" çırpınışlarıydı. Tribünler bile durumu kavradılar ve "5" demeye başladılar.

Trabzonspor'u yönetmeye başlayan yeni ekip bir süper transferle birlikte birçok futbolcu alacaklarını ilan ederek seçim kazandı. Kısa bir süre sonra da "Kimse futbolcu satmıyor, transfer seneye" diyerek işi kapadılar. "Doldur boşalt" 5 oyuncu geldi gelmesine de dün gördük işte. Yenilerden Fatih Akyel biraz çabaladı, kısa sürede o da bıraktı.

Gelecek sezon için Avrupa kupalarına katılma şansı ve Türkiye Kupası' nı kaldırma ihtimali hala olan bu takımı anlayacak birileri yok mu acaba? Yok mu Trabzon'da biraz "düşünen" insan!