01 Nisan 2015 Çarşamba


TELEVİZYON ekranından maçı, internet üzerinden Çağlayan baskınını izleyerek maçı yazdım itiraf edeyim. Yazarken de çok çok üzgünüm. Çünkü tam Hakan galibiyet golünü attığı sırada Mehmet Kiraz savcımızın şehit olduğu haberi düştü ekranıma. Allahtan rahmet, kederli ailesine ve Türkiye’ye başsağlığı diliyorum.
 
MAÇA gelince. FIFA sıralamasında birkaç da olsa puan alabilmek, planlandığı an itibariyle olası (ve ağır) bir Hollanda yenilgisinin acısını, gündemini bir parça dağıtmak adına alınmış bir maç görüntüsündeydi. Milli Takım yetkililerinin niyet okuyuculuğunu yapmak güç. Ancak kamuoyundaki ‘genel kanaat böyle değildir!’ demek de yanlış olur.
 
GELİN görün ki, Hollanda maçındaki düzenli oyun, kaçırılan galibiyet, umut verici 1 puan gibi faktörlerle iş tersine döndü. Aslar, Türkiye’ye döndü. Caner ve Arda dışında B takımı diyebileceğimiz bir milli takım çıktı 3600 kişinin önünde Lüksemburg karşısına.
 
MAÇ boyunca top sürekli bizdeydi. 72. dakikadaki istatistik 416’sı isabetli 480 pası gösteriyordu. Ancak karşılaşmanın başında Mevlüt Erdinç’in nefis golü dışında neredeyse ilk yarı yokları oynadık. Üstüne bir de 30’da harika bir gol gördük kalemizde. Kutlamalıyız Mutsch’un muhteşem golünü.
 
ÇALHANOĞLU AÇILDI!
 
2. yarıda hoca, Mevlüt ve Kazım gibi tempoyu artırmakta güçlük çeken 2 oyuncunun yerine Umut ve Volkan’ı aldı. Deneyimli iki forvet, hücum hattına zenginlik kattı. Ataklarla pozisyonlar bulduk. Fakat bir türlü 90 dakika sahada niye kaldığını anlayamadığım Caner’in kanadından 3-4 pozisyon verdik. (Caner bence elimizdeki en kıymetli isimlerden; hoca bu tip bir maçta onu riske etmemeliydi.)
 
TOPUN bizde çok kaldığından söz etmiştim. Bol isabetli pas ve (çoğu isabetsiz) bol şuta rağmen hücumda etkili olamadık. Bunda 70 dakika oyunda kalan Ekici’nin etkisizliği, Hakan’ın da ona ayak uydurmasının payı yüksekti. Arda, birkaç klas hareket dışında soru işaretiydi? Çalhanoğlu sona doğru bir açıldı, pir açıldı. Harika bir golle 2-1’i getirdi.
 
VE son not! Maç boyu üç kez topla oynayan Fatih hoca! Bari bu maçta 4. hakemle ilişkilerde biraz soğukkanlı olmayı başarsaydın; hiç fena olmazdı.